Yazar arşivi admin

ileadmin

IŞIĞIN YAPISIYLA ALAKALI YANLIŞIMIZ

Şekil 1 Dalga optiğine göre girişim mekanizması

Thomas Young ile kabul gören, ışığın dalga formunda olduğu fikri, gümünüze kadar gelmiştir.
Işığın dalga olduğu fikri ana unsur olarak kabullenilmiş, tanecik tanımlaması ise dalga tanımlamasından
dolayı düştüğümüz paradokslardan çıkışı sağlamak için öne sürülmüştür. Yani tanecik tanımlaması,
paradoks oluşturan deneyleri açıklamak için kabul edilmiş görünmektedir. Işığın tanecik yapısıyla,
girişim açıklanamamış, dalga yapısıyla da fotoelektrik olay, Compton saçılması ve siyah cisim ışıması
açıklanamamıştır. Durum böyle olunca, gerçekten acayip bir ışık tanımlaması ortaya çıkmıştır.
İlk yanlışımız ışığın yapısıyla alakalıdır. Işık nedir? Bu soru bütün bilim insanları tarafından
sorulmuş ve ayrı ayrı cevaplar verilmiştir. Genel olarak ışık; bazen dalga bazen tanecik olarak
algılanmıştır. Işıkta gözlemlenen polarizasyon ve girişim özelliği dalga ile açıklanırken, diğer
gözlemlerimiz tanecik yapıyla açıklanabilmektedir.
Hiç bir tanımlama, tek başına ışıkta gözlemlenen davranışları açıklayamadığından, bütün
tanımlamalar kabul edilmiştir. Fotoelektrik olayını açıklayan Einstein, ışık için ilk defa foton kelimesini
kullanarak ışığa yeni bir anlam yüklemiştir. Foton küçük enerji paketçikleri olarak nitelendirilmiş ancak
acayip anlaşılmaz bir açıklama yapılmış, dalga ile tanecik aynı hayali yapı içerisine monte edilmiştir. Bu
tanımlamalar bilim dünyasınca da kabul görmüştür. Ama bu açıklamalar bilim dünyasını rahatsız etmiş
olmalı ki Kuramsal Fizik Profesörü Richard P. Feynman foton ve elektronları anlatırken ‘acayip’ demek
zorunda kalmıştır. Işık dalga ise ve ortam da yok ise tanecik ve dalganın aynı yapı içerisinde
toplandığı, hayali bir yapı olan foton icat edilmiştir. Bu durum elma ile müziğin toplanması gibi
‘acayiptir’ ve ışık hakkındaki foton kabulümüz, bilimi çok farklı bir noktaya taşımıştır.
Dalga ortamın titreşmesidir. Dalgadan bahsediyor isek mutlaka bir ortamdan bahsetmek
zorundayız. Şimdi ışığın bir formu olduğu düşünülen dalga yapısıyla ışık ne kadar ilişkili ona bakalım.
Günümüz bilimi, ışık için bir ortamdan bahsetmez. Buna rağmen ışığın dalga yapısının olduğunu söyler.
Çünkü girişim, ışığın başka formuyla açıklanamamıştır. İşte yanılgılarımızda burada başlamaktadır. Bu
durum acayip değil midir?

ileadmin

GİRİŞ

Günümüzde hayali bir bilim dünyası kurulduğunu ve bu dünyanın çevresinin çelikten duvarlar ile örüldüğünü söylediğimizde sanırım çoğu bilim insanı bu fikrimize katılacaktır. Bu fikrimize karşı çıkanlarda elbette olacaktır. Ancak karşı çıkan bilim insanlarına sormak isterim. Foton nedir? Uzayzaman nedir? Ya da ışık hızının sabit olduğu iddiası nedir? Elbette bu sorulara birer cevap verilmiştir. Peki, bu cevaplar size de acayip gelmiyor mu? Dahası hiçbir bilim insanın bu cevaplardan tatmin olduğunu düşünmüyorum. Bilim insanları bu açıklamaları kabul etseler dahi yine de acayip görmekten çekinmemişlerdir. Bu çalışmanın amacı bilim dünyasının hayali ve acayip kabullenişlerini yıkmak ve yerine ayakları yere basan, gerçekçi bir bilim inşa etmektir. Bilim dünyasını ve bilimi yeniden şekillendirecek olan bu çalışma 11 yıllık emeğe ve yüzlerce deneye dayalıdır. Işık ve kütle-çekim hakkında bildiklerimizi tamamen ortadan kaldıracak ve anlam veremediğimiz birçok gözlemin ne denli anlamlı olduğunu ortaya koyacaktır. Başta fen bilimleri olmak üzere astronomi ve diğer bilimler için köklü değişiklikler sağlayacak ve tüm bilim yeniden inşa edilip yazılacaktır. Bilim dünyasında kabul görmemiş olan ve Ether olarak bilinen, atomik olmayan bir maddenin varlığını ispatlamak ana hedefimizdir. Ether suyumsu bir yapı olması, çok ince ve akıcı olması nedeniyle evrende boşluk olarak tabir edilen her yeri doldurmaktadır. Atomun en küçük parçalarının arasına nüfuz ettiği gibi uzaydaki boşluk olarak ifade ettiğimiz her yeri boşluksuz olarak doldurmaktadır. Işık parçacıkları, atomik parçacıklar, gezegenler, yıldızlar ve galaksiler her şey Ether içerisinde yüzmektedir. Kısacası evrenimiz atomik yapısı olamayan Ether okyanusu içerisinde bir anlam kazanmaktadır. Genel görelilik ve kuantum mekaniğini birleştirme çabaları bir sonuç vermemiştir. Birleştirilmesi ve tek bir kuram olarak ortaya konulması imkânsız gibi gözükmektedir. Her iki teori taban tabana zıt görüşler ileri sürerken, iki teorinin birleştikleri ortak bir kabullenişi mevcuttur. Bu ortak kabulleniş, Ether’in varlığını kabul etmemektir. Bu çalışmada Genel görelilik ve kuantum mekaniğini birleştirme çabası içerisinde olmayacağız. Tamamen farklı bir bakış açısına sahip, Ether okyanusunda geliştirilmiş olan, ayakları yere basan ve gerçekçi yepyeni bir bilim, deney ve gözlemler ile ortaya konacaktır.
Bilim dünyasında Ether akli sentez sonucunda kabul görse de bilimin dayanağı olan deney ve gözlemler ile desteklenemediğinden, bilim insanları Ether’in yok olduğunu veya gereksiz olduğunu düşünmüşlerdir. Bundan dolayı bilimsel gelişmelerde bu yönde şekillenmiş ve bilimsel açıklamalarda Ether’in varlığı dikkate alınmamıştır. Bilim dünyasındaki Ether’in olmadığı görüşüne Michelson&Morley deneyleri neden olmuş ve gereksiz olduğu yönünde ki kanaati ise Einstein teorileri sağlamıştır. İlk bakışta çok akılcı hazırlanmış olan M&M deneyi, şayet Ether var ise olumlu sonuçlanmalıydı diye düşünülmüştür. M&M deneyi bilim tarihinin olumsuz sonuçlanan en ünlü deneyi olmakla kalmamış, Ether’e olan inancı yıkmıştır. Bu nedenle teoriler Ether olmadan geliştirilmiş ve Ether’e olan ihtiyaç ise bir anlamda yok edilmiştir. Fakat astronomi alanındaki gelişmiş gözlemler, Ether benzeri bir yapının olması gerekliliğini zorunlu kılmıştır. Astronomik gözlemleri açıklamak için atomik olmayan bu görülemeyen maddeye ‘kara madde’ denilmiş ancak Ether ile ilişkilendirilmemiştir. Ether’in var olması veya olmaması neyi değiştirir ki denebilir. Ether’in varlığı veya yokluğunun önemi için şöyle bir örnekleme yapılabilir: Elimizdeki elmayı serbest bıraktığımızda ne olacak diye sorarsak, bütün insanlar elmanın yere düşeceğini söyleyecektir. Bunun sebebi ögrenimsel algılarımızdır. Algılarımızın bilimsel kaynağı ise Newton’dur. Şimdi, balıkların zeki varlıklar olduğunu varsayalım. Balıklardan birinin ise BalıkNewton olduğunu düşünelim. Aynı soruyu balıklara sorduğumuzda, aynı elmanın düşmeyeceğini, aksine yukarıya doğru, yerden uzaklaşacağını söyleyeceklerdir. Balıkların algılarının bilimsel kaynağı ise BalıkNewton ’dur ve tamamen zıt bir görüş öne sürmüştür. Çünkü BalıkNewton su içerisinde yaşamaktadır. Elma ve Dünya değişmemiş ama elmanın davranışı tamamen değişmiştir. Elma, ortama bağlı olarak farklı davranmıştır. Hava ortamında yere düşerken, su ortamında yerden uzaklaşmıştır. İki ortamda iki farklı gözlem yapılmıştır.

Şayet ortamı dikkate almaz isek iki gözlemden en az birini açıklayamayız. Ether suyumsu yapısıyla, bütün her şey için bir ortam oluşturur. Şayet Ether ortamını yok sayarsak gözlemlerimizi açıklarken isabetli ve gerçekçi açıklamalar yapamayız. Ether var ve biz onu yok kabul etmişsek açıklamalarımızın doğru olmayacağı kesindir. Çünkü bilim, ortamı dikkate almadan doğru sonuçlar üretemez ve hayal dünyasına girmekten de kendini kurtaramaz. Atomik yapısı olmayan Ether’in varlığını ispatlamak çok zordur, fakat daha da zoru eski kabullenişlerimizden kurtulmaktır. Bu durum şuna benzer: Yepyeni bir bina yapmak istiyoruz bu bina çok güzel olacak, ancak binayı yapacağımız yerde eskimiş başka bir bina bulunmaktadır. Yeni binayı yapmanın tek yolu ise eski binayı yıkmaktır. Ancak içerisinde oturan insanlar buna karşı çıkar, çünkü eski bina barınma ihtiyaçlarını gidermektedir. İçerisinde oturan insanlar ikna edilmeden eski binayı yıkmanın imkânı yoktur. Eski binanın yıkık dökük olması pek de önemli değildir. Nasıl olsa oturanlar açısından barınma ihtiyacını gidermektedir. Tıpkı bilimin günümüz ihtiyaçlarını karşıladığı gibi. Eski bina gibi günümüz bilimi de yıkık dökük durumdadır. Bu yıkık dökük hayali bilim ret edilmeden Ether’e dayalı yeni bilimin kurulması veya arzu edildiği şekilde her bilimsel gözleme cevap vermesi beklenemez.
Temelleri sağlam olmayan binanın çökeceği gibi temelleri sağlam olmayan bilimde çökecektir. Sağlam bir temel için eski inançların yıkılması gerekmektedir. Ether ortamını, ret ederek gelişen bilimde birçok yanlışımızın olması doğaldır. Ether’in varlığıyla eskisinden çok farklı yeni bir bilim inşa edileceği ise kaçınılmazdır. İşleyen hatta teknolojiye ışık tutmuş bir bilime sahip olduğumuz kanaatindeyiz. Bazen anlamakta zorlansak ta bazen paradokslar yaşasak ta günümüz bilimini işler kılmakta başarılı olduk. Bu durum ürettiğimiz bilimin doğruluğundan ziyade bilim insanlarının üstün zekâlarından ve hayal dünyalarından kaynaklanmıştır. Çünkü bilim insanı en olumsuz şartlarda dahi çözüm üretir.
Bilimde ürettiğimiz çözümlerin doğru olmadığını ve günümüz biliminin yanlışlarını ortaya koymanın zamanı geldi. Ether, ışık ve kütle-çekim ile alakalı ne tür yanlışlarımız var onlara bir göz atacağız. Çünkü bu üç konu bilimin temel konulardır. Bu üç temel konudan Ether hakkında fazlaca yanlış yapılmamıştır. Çünkü Ether’in varlığı kabul görmemiştir. Oysa ışık ve kütle-çekim hakkında çok fazla yanlışımızın olduğu aşağıda izah edilecektir. Daha sonra Ether’in var olduğunu ispatlayan deneyler ile beraber Ether’in işlevi ile kütle-çekim ve ışık davranışları akılcı, tutarlı ve her soruya cevap verebilen açıklamalarla ve Ether içerisinde gelişen yeni ve ayakları yere basan bilime geçilecektir.

Unutulmamalıdır ki; günümüz biliminin içindeki yanlışlıkları anlatılırken,aslında yeni ve Ether’e dayalı bilimin temelleri atılmaktadır.